Konser: CABARET FLOU / Fleurs Elegantes Duo (Eylül Elif Arslan - Asya Sarı)
Bu konser 25 Mayıs 16:00'da Twitch'de gerçekleşmiştir.

Klasik Fransız melodilerinden popüler chansonlara ve kabare şarkılarına uzanan renkli bir yolculuk.

Şiir Çevirileri:

SOUS LE CİEL DE PARİS

 

Paris’in göğü altında, bir şarkı kanat çırpar
Bugün doğdu o şarkı, bir çocuğun yüreğinde
Paris’in göğü altında sevgililer dolaşır
Mutlulukları onlar için yazılmış bir bestenin üstüne inşa edilmiş halde

Pont de Bercy'nin altında, bir filozof oturur

İki müzisyen ve birkaç izleyici, ve binlerce insan, Paris’in göğü altında

Akşama dek söyler durur, yaşlı şehirlerine aşık bir milletin marşını

 

Notre Dame'ın yanında, belki de acılar demlenir

Ama Paname'de hallolur her şey

Yaz göğünden sızan birkaç ışık,

Bir denizcinin akordiyonu…

Umut çiçeklenir, Paris semasında


Paris’in göğü altında neşeli bir nehir akar
Ninni söyler geceleyin, serserilere ve dilencilere
Paris’in göğü altında Yüce Tanrı'nın kuşları
Birbirleriyle sohbet etmek için dünyanın dört bir yanından gelirler

 

Ve Paris göğünün kendine has bir sırrı vardır
Yirmi asırdır aşıktır Île Saint-Louis'imize
Şehir ona gülümsediği zaman, mavi elbisesini giyer
Paris'e yağmur yağarsa, o üzgün olduğundandır

 

Ama o kadar da zalim değildir Paris göğü,

Affedilmeyi umarak bir gökkuşağı sunar…


LE PAPİLLON ET LA FLEUR

 

Zavallı çiçek, şöyle diyordu göklerin kelebeğine: Kaçma!

Bak ne kadar farklı kaderlerimiz, ben kalıyorum, sen gidiyorsun.

Yine de seviyoruz birbirimizi, insanlardan ayrı, onlardan uzakta!

Birbirimize benziyoruz, hatta öyle diyorlar ki: İkimiz de birer çiçeğiz!

 

Ama hava seni taşıyor gökte, topraksa bağlıyor beni, zalim kader!

İsterdim nefesimin uçuşunu mis kokularla sarmasını…

Ama hayır, çok uzaklara uçuyorsun, konuyorsun sayısız çiçeğe, uçup gidiyorsun.

Bense burada yalnız kalıyor, ayaklarıma düşen gölgemi seyrediyorum!

 

Gidiyor geri dönüyorsun, ve tekrar uçuyorsun başka diyarlarda ışıldamak üzere.

O zaman beni hep sabah gün ağarırken aynı şekilde bulursun, gözyaşları içinde!

Ah aşkımız sürsün bağlılıkla diye, ey sevgilim!

Ya kök sal benim gibi, ya da bana kanatlar ver, seninkiler gibi!


L’AMOUR CAPTİF

 

Tatlım, bağladım ben Aşk’ın kanatlarını, artık kaçamayacak hiçbir yere

Ya da bırakamayacak bizim sadık kalplerimizi,

Altın rengi saçınla yaptığım o yumuşak, hoş düğüm sayesinde!

Tatlım, bağladım aşkın kanatlarını…

 

Canım, aşk çok kaprisli!

Ehlileştirdim onun değişken arzularını, kabul edecek gözlerinin hükmündeki her yasayı

Ve nihayet, aşkı bir köle yaptım!

Canım, çok kaprisli aşk!

 

Birtanem, bağladım ben aşkın kanatlarını,

Çekinmeden bırak onun ateşli dudakları ıslatsın senin dudaklarını,

Ve bu narin esarete gülümse birazcık!

Aşkım, bağladım aşkın kanatlarını…

JE TE VEUX

 

Derdini anladım, sevgili hayran

Ve yerine getiriyorum dileklerini: beni sevgilin yap!

Şu kibarlık ve hüzünleri bir kenara bırakalım,

Mutlu olacağımız o değerli anı arıyorum, seni istiyorum.

 

Hiçbir pişmanlığım yok, 

Ve sadece bir arzum var: sana yakın, çok yakın olmak, hayatım boyunca!

Bırak kalbim senin olsun, ve dudakların benim

Benim olsun bedenin, benimki de senin…

 

Evet, görüyorum gözlerinde,

Aşık kalbinin benim şefkatimi aradığını söyleyen o kibar sözü.

Sonsuza dek sarılmış, aynı arzularla yanıp tutuşan aşk hülyalarında,

Değişelim ruhlarımızı…

 

LA DİVA DE L’EMPİRE

 

Koca Greenaway şapkasının altında, baş döndüren gülümsemesini ve masum bakışlı iç çeken bir bebeğin taze ve büyüleyici kahkahasını takmış yüzüne, kadifemsi gözleri olan küçük kız... 

O tiyatronun divası! 

Kendisine hayran olanların, beyefendilerin ve Piccadily'li tüm züppelerin kraliçesi o! 

Bir küçük 'evet'i tüm tatlılığıyla donatıyor! 

Öyle ki tüm süslü yelekli züppeler karşılıyor onu çılgınca bir neşeyle…

Sahneye buketler atıyorlar, fark etmeden tatlı yüzündeki sahte gülüşü! 

Mekanik şekilde dans ediyor adeta! Ve kaldırıyor -ah ne tevazuyla- fırfırlı jüponunu 

Dans eden bacaklarını gösterircesine…

Çok, çok masum; ve çok, çok heyecan verici!

L’HEURE EXQUİSE

 

Ay beyaz, ışığı vuruyor ağaçlara. 

Bir ses duyuluyor dallarından, 'Ah sevgilim!' 

Derin bir ayna gibi havuz, yansıtıyor görüntüsünü kara söğüdün,

Rüzgarların ağladığı o yerde. 

Şimdi hayal kurmak vaktidir! 

Büyük, muazzam bir teselli düşüyor, 

Ayın parladığı o gök kubbeden… 

Enfes zaman!


HOTEL

Odam bir kafes gibi,

Güneş kolunu uzatır pencereden

Ama ben şu anda sigara içmek isterim

Dumanıyla çizmek hayallerimi

Yakarım sigaramı günün ateşiyle

Çalışmak istemem,

Sigara içmek isterim.


REFLETS

 

Rüyanın yükselen suları altında

Korkuyor kalbim, korkuyor kalbim.

Ve ay ışıyor kalbimde,

Rüyaların pınarına batmış halde.

 

Sazlıkların yaslı sıkılganlığı altında,

Yalnız, bir şeylerin derin yansımaları vardır, 

Zambakların, palmiyelerin ve güllerin

Hala suların dibinde ağlayan…

 

Çiçekler döküyor yapraklarını birer birer,

Gök kubbenin yansıması üzerine.

Sonsuza dek batmak üzere

Rüyaların sularına, ve aya…

CHANSON ESPAGNOLE

 

Elveda eşim, elveda! Şimdi artık gidiyorsun savaşa

Unutma irtibatta kalmayı, evde senin yerine bakanlarla

Kastilya’lılar, iyi davranın Galiçya’lılara

Gittiklerinde güller gibi gider;

Geri döndüklerinde, siyahlar olarak geri dönerler.

NANNA’S LİED

 

Beyler, on yedi yaşında geldim Aşk Pazarına.

Ve çok şey öğrendim, çoğu kötülüktü, oysa oyun buydu.

Ama yine de, suçlanacak pek çok şeyim vardı.

‘Tüm bunlar olurken, ben de yalnızca bir insandım.’

 

Tanrıya şükür, her şey çok hızlı ilerliyor,

Aşk gibi keder de.

Nerede geçen akşamın gözyaşları?

Nerede geçen yılın karı?

 

Elbette yıllar geçtikçe, kolaylaşır Aşk Pazarı

Ve kucaklarsın orada olanları.

Ama hisler tuhaf bir biçimde soğur, eğer bir vesikaya bağlanmıyorsa.

‘Tüm bunlar olurken, her şey bir sona ermek zorundadır.’

 

Ve biri satmayı çok iyi öğrense bile, Aşk panayırında

Tutkuyu değişime uğratmak yine de hiç kolay değildir.

Şimdi, başaracaksın, ama yaşlanacaksın aynı zamanda.

‘Tüm bunlar olurken on yedi yaşında kalamazsın.’


JE NE TAİME PAS

 

Çek elini, sevmiyorum seni

Tıpkı istediğin gibi, artık yalnızca bir arkadaşsın benim için.

Kolunun kıvrımı başkası için artık, çok sevgili öpücüğün ve uyuklayan başın…

Konuşma benimle, vakit akşam iken

Ne böyle yakın, ne de fısıldayarak

Verme bana mendilini,

Sevdiğim o kokuyu fazlasıyla taşıyan…

Bana aşklarından bahset, 

En çok hangi saatte sarhoş olduğunu

Ve o başkasının seni nasıl sevdiğini, ya da nankör olduğunu…

Cazibeli olma bana bunlardan bahsederken…

 

Ağlamadım, acı da çekmedim!

Hepsi bir rüyaydı, bir aptallıktı.

Senin aydınlık gözlerini görmek yeterli benim için,

Akşamın pişmanlığı ve melankolinin yokluğunda, berrak gözlerin…

Yeter bana senin mutluluğunu görmek,

Bana yeter tebessümün.

Onun nasıl da kalbini çaldığını anlat bana,

Ve en çok da, söylenmemesi gerekenleri söyle.

Hayır! Sus onun yerine, dizlerimin üzerindeyim işte.

Ateş söndü, kapandı kapı!

Hiçbir şey sorma bana. Ağlıyorum, hepsi bu…

Sevmiyorum seni, ah canım sevgilim

Çek elini, sevmiyorum seni.

Seni sevmiyorum.

J’OUBLIE

 

Ağır, aniden ağır görünür

Keteni ve kadifesi yatağının, 

Aşkımız unutulduğunda.

 

Ağır, aniden ağır görünür

Beni saran kolların, geceleyin.

 

Teknem ayrılır, gider bir yerlere.

İnsanlar ayrılırlar, 

Ben unuturum, unuturum.

 

Sonra, bir başka yerde bir maun barda

Kemanlar yeniden çalar bizim için, şarkımızı

Ama ben unuturum.

 

Sonra, iki yanak ayrılır birbirinden,

Her şey bulanıklaşır ve ben unuturum.

 

Kısa, zaman kısa görünür,

Bir gecenin geri akışında,

Ben aşkımızı unuturken.

 

Kısa, zaman kısa görünür

Parmakların can damarımda gezinirken.

 

Birbirine bakmaksızın başıboş dolanır insanlar,

Bir tren platformunda

Ben, unuturum.

Unuturum…

 

Şiir Çevirileri: Eylül Elif Arslan